Performans Testi dünyasında Apache JMeter, uzun yıllardır sektör standardı olarak kullanılan güçlü araçlardan biri olmaya devam ediyor. Ancak JMeter’ı sadece çalıştırabilmek yeterli değildir; asıl fark, onu doğru mimariyle ve verimli bir iş akışıyla kullanabilmektir. Özellikle Distributed Test (Dağıtık Test) mimarisine geçen ekiplerin sıkça karşılaştığı kritik bir durum vardır: slave sunucular üzerinden test çalıştırıldığında View Results Tree listener içerisinde response body verisinin görünmemesi. Bu durum çoğu zaman yanlış bir arıza algısına yol açar ve “sistem bozuldu mu?” sorusunu gündeme getirir. Oysa bu bir hata değil, JMeter’ın ölçeklenebilirlik ve performans odaklı tasarımının bilinçli bir sonucudur. Slave node’lar, test yükünü üretmeye odaklanırken gereksiz veri transferini minimize eder; response body gibi ağır içerikler master node’a taşınmaz. Bunun yerine yalnızca metrik ve istatistiksel veriler iletilir. Bu yaklaşım, network bant genişliğini koruyarak testin gerçek yük senaryosuna daha yakın kalmasını sağlar. Bu nedenle en sağlıklı test yaklaşımı belirli bir standardizasyon gerektirir. Öncelikle senaryolar local ortamda, düşük kullanıcı yüküyle çalıştırılmalı ve response body doğrulaması yapılmalıdır. Yeşil Run butonu ile yapılan bu ilk kontrol, testin doğruluğunu garanti altına alır. Ancak bu adımdan sonra distributed mimariye geçilmeli ve Remote Start All komutu ile gerçek yük testi başlatılmalıdır. Bu disiplinli yaklaşım, hem debug süresini ciddi ölçüde azaltır hem de test sonuçlarının güvenilirliğini artırır. Doğru iş akışı ile JMeter, sadece bir test aracı değil, kurumsal performans mühendisliğinin stratejik bir bileşenine dönüşür. Bu yazıda, JMeter arayüzünde günlük hayatı kolaylaştıran; çoğu dokümanda geçmeyen ama deneyimle öğrenilen pratik ipuçlarını bir araya getirdim.
19 Mayıs 2026
17 Mayıs 2026
Yeni Doğan Bebek Süreci: İlk Aylar İçin Bilinmesi Gerekenler
Yeni doğan bir bebeğin aileye katılması, hayatın en heyecan verici ama aynı zamanda en yoğun dönemlerinden biridir. Özellikle ilk kez ebeveyn olanlar için doğum öncesi hazırlıklar, hastane süreci, resmi işlemler, sağlık kontrolleri ve günlük bakım rutini başlı başına yeni bir operasyon yönetimi gibidir. Bebek odasının hazırlanmasından doğum sonrası hastane organizasyonuna, devlet desteklerinden sağlık harcamalarına kadar pek çok konu aynı anda planlanmalıdır. Doğumdan önce temel ihtiyaçların belirlenmesi, bütçe planlamasının yapılması ve kritik süreçlerin önceden öğrenilmesi önemli bir avantaj sağlar. Beşik, dolap, şifonyer gibi temel mobilyalar ile tekstil ürünleri genellikle ilk büyük gider kalemlerini oluşturur. Bunun yanında doğum sonrası kimlik çıkarma, doğum yardımı, emzirme ödeneği ve belediye destek paketleri gibi süreçlerin önceden bilinmesi ciddi zaman kazandırır. İlk aylarda bebeğin uyku düzeni, beslenme sıklığı, gaz problemi ve sağlık kontrolleri ebeveynlerin en çok odaklandığı alanlardır. Özellikle gaz sancısı, gece uykusu düzeni ve kilo takibi yeni doğan döneminin standart gündem maddeleridir. Ayrıca bazı aileler için sünnet, özel aşılar ve özel hastane hizmetleri gibi ek sağlık planlamaları da bu döneme dahil olabilir. Bu süreçte en kritik konu, her bebeğin gelişim hızının farklı olduğunun unutulmamasıdır. İnternette okunan her bilgi birebir uygulanacak kesin kural değildir; çocuk doktoru önerileri her zaman önceliklidir. Ancak temel süreçleri önceden bilmek, hem maddi planlama hem de operasyonel hazırlık açısından ailelere ciddi konfor sağlar. Bu yazıda, yeni doğan bebek sürecinde deneyimlediğim maliyetleri, resmi işlemleri, destek paketlerini ve dikkat edilmesi gereken temel noktaları kısa ve pratik notlar halinde paylaşıyorum.
9 Mayıs 2026
Modern API Test Stratejileri: WireMock ile Servis Sanallaştırma ve REST Assured ile Güçlü Otomasyon
Apache JMeter ile Dynamic API Correlation: Response Verisini Sonraki Request Path’ine Aktarma (Performans Testi)
Categories:
Apache-JMeter,
API,
Performance-Testing,
Postman,
REST,
Testing
6 Mayıs 2026
2026 Kira Zamları: Yasal Zam Sınırı mı?, Piyasa Baskısı mı? Kiracı ve Ev Sahibi Arasında Yeni Dönem
5 Mayıs 2026
2026 Kurban Bayramı Hisse Fiyatları ve 16 Gün Tatil Fırsatı: Şimdiden Plan Yapın
2026 yılı hem kurban ibadetini ekonomik şekilde planlamak isteyenler hem de resmi tatilleri maksimum verimle değerlendirmek isteyen çalışanlar için oldukça avantajlı görünüyor. Özellikle erken bütçe planlaması yapan aileler açısından 2026 Kurbanlık Hisse Fiyatları ve Mayıs 2026 Uzun Tatil fırsatı şimdiden araştırılmaya başlandı. Paylaşılan güncel fiyat listelerine göre 2026 yılında büyükbaş kurban hisseleri hayvanın canlı kilosuna göre farklı segmentlerde sunuluyor. 450-500 kilogram aralığındaki kurbanlıklar için hisse bedelleri 35.000 TL ile 40.000 TL arasında değişirken, 500-550 kilogram aralığında bu rakam 40.000 TL ile 45.000 TL seviyesine çıkıyor. Daha yüksek kilogramlı büyükbaşlarda ise hisse ücretleri 60.000 TL’ye kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle özellikle 35.000 TL seviyesinden hisse almak isteyenlerin erken rezervasyon veya ön ödeme seçeneklerini takip etmesi kritik önem taşıyor. Kurban dönemlerinde son haftalara bırakılan alımlarda hem fiyat artışı hem de seçenek daralması sık görülüyor. Öte yandan 2026 yılı yalnızca kurban planlamasıyla değil, resmi tatil optimizasyonu açısından da dikkat çekiyor. Mayıs ayı sonu ile Haziran başına denk gelen tatil takvimi sayesinde çalışanlar minimum yıllık izin kullanarak oldukça uzun bir mola oluşturabiliyor. Özellikle 16-31 Mayıs aralığında stratejik izin kullanımıyla toplamda 16 güne kadar tatil yapmak mümkün hale geliyor. Bu durum hem şehir dışı plan yapanlar hem memleket ziyareti düşünenler hem de yaz sezonunu erken açmak isteyenler için ciddi fırsat sunuyor. Kısacası 2026 yılı; bütçe, ibadet ve tatil planlamasını aynı anda optimize etmek isteyenler için oldukça verimli bir takvim sunuyor.
Categories:
Article,
Bayram,
Remote-Working,
SBM,
Tatil
2 Mayıs 2026
Coca-Cola Vanilla ve Coca-Cola Cherry İncelemesi: Hangisi Daha Lezzetli?
Gazlı içecek dünyasında bazı ürünler sadece susuzluğu gidermek için değil, aynı zamanda farklı bir tat deneyimi yaşatmak için tercih edilir. Coca-Cola da yıllardır yalnızca klasik formülüyle değil, geliştirdiği farklı aromalı varyantlarla geniş bir tüketici kitlesine hitap ediyor. Özellikle Coca-Cola Vanilla ve Coca-Cola Cherry, klasik kola deneyimini daha karakteristik ve kişiselleştirilmiş hale getiren iki önemli ürün olarak öne çıkıyor. Klasik Coca-Cola’nın karamelize, hafif asidik ve dengeli yapısı dünya çapında standart bir referans noktası oluştururken, bu iki varyant ürün stratejisi açısından markanın lezzet inovasyonu alanındaki en dikkat çekici hamlelerinden biri olarak değerlendirilebilir. Coca-Cola Vanilla, içeceğe eklenen vanilya aroması sayesinde daha yumuşak, kremamsı ve tatlı bir profil sunar. İlk yudumdan itibaren klasik kolanın sert gazlı karakterini biraz daha geri plana alırken, daha yuvarlak ve “dessert-like” bir deneyim yaratır. Bu nedenle özellikle tatlı sevenler, farklı aromalar denemeyi seven kullanıcılar ve klasik kolayı biraz daha rafine bir biçimde tüketmek isteyenler için cazip bir seçenek haline gelir. Coca-Cola Cherry ise farklı bir eksende konumlanır. Kiraz aroması sayesinde daha canlı, meyvemsi ve dikkat çekici bir içim sunar. Klasik kolanın temel DNA’sını korurken, aromatik yoğunluğu artırarak daha enerjik ve eğlenceli bir tüketim deneyimi oluşturur. Özellikle genç kullanıcı kitlesi, sinema veya atıştırmalık eşliğinde farklı tat deneyimi arayanlar tarafından sık tercih edilir. Her iki ürün de aslında aynı ana marka çatısı altında farklı tüketim senaryolarına hitap eden özel alt segmentler yaratır. Bu yaklaşım, günümüz tüketici davranışlarında giderek önem kazanan kişiselleştirme trendiyle oldukça uyumludur. Artık kullanıcılar yalnızca standart ürün değil; kendi damak tadına, ruh haline ve tüketim anına uygun seçenekler talep ediyor. Coca-Cola Vanilla ve Coca-Cola Cherry de tam bu ihtiyaca cevap veren, markanın klasik çizgisini korurken yenilikçi kalmayı başaran iki güçlü varyant olarak dikkat çekiyor.
29 Nisan 2026
Mommy's Bliss Gaz Damlası Rehberi: Gece ve Gündüz Kullanım Farkı + Doğru Doz (1 ML)
Bebeklerde gaz sancısı, özellikle yaşamın ilk 3 ayında ebeveynlerin en çok zorlandığı konuların başında geliyor; gece saatlerinde artan huzursuzluk, uykusuzluk ve kesintisiz ağlama döngüsü hem bebek hem de aile için ciddi bir konfor kaybı yaratıyor. Bu noktada birçok ebeveynin yolu, Mommy's Bliss markasının özellikle “gece kullanımı” için formüle ettiği ürünlere çıkıyor. Gece formülleri ile gündüz ürünleri arasındaki temel fark, sadece içerik değil, kullanım stratejisidir: gündüz ürünleri sindirim sürecini desteklemeye odaklanırken, gece ürünleri daha çok bebeğin uykuya geçişini kolaylaştıracak şekilde, gazın hızlı şekilde parçalanmasına ve rahatlamaya odaklanır. Bu ürünlerde ana aktif bileşen genellikle simetikon olup, bağırsakta oluşan gaz kabarcıklarını fiziksel olarak parçalayarak daha kolay atılmasını sağlar; yani sistemik bir ilaç etkisi değil, mekanik bir rahatlatma sağlar ve bu yüzden pediatrik kullanımda güvenli kabul edilir . Özellikle şırınga ile verilen 1 ml gibi küçük dozlar, gece beslenmesi sonrası bebeğin rahatsızlığını hızlıca azaltmak için tercih edilir; üretici talimatlarına göre bu tür damlalar yemek sonrası ve yatmadan önce kullanılabilir ve etkisini dakikalar içinde gösterebilir . İçeriğinde alkol, paraben ve yapay boya bulunmaması ise ebeveyn tarafında güven algısını artıran önemli bir faktör olarak öne çıkar. Ancak burada kritik bir gerçek var: bu ürünler “mucize çözüm” değil, doğru kullanım senaryosunda değer üreten destek ürünleridir; gazın kaynağı beslenme şekli, hava yutma veya bağırsak gelişimi ise tek başına damla yeterli olmayabilir. Son dönemde ürünün bulunurluğunun dönemsel olarak azalması ve “parti üretim” algısı oluşması da dikkat çekiyor; global markaların bebek ürünlerinde talep dalgalanması ve ithalat süreçleri nedeniyle stok sürekliliği her zaman stabil olmayabiliyor. Bu da ürünü kullanan ebeveynler arasında “bulunca stok yapma” davranışını tetikleyen bir faktör haline geliyor.
25 Nisan 2026
Savaşın Geleceği: Lazer Savunma Sistemleri ve Yeni Nesil Hava Kalkanları (Laser Defense Turret)
Ortadoğu’daki jeopolitik gerilimlerin giderek teknoloji merkezli bir rekabete evrildiği bir dönemde, özellikle İsrail ile İran arasında artan vekâlet savaşları ve doğrudan çatışma riskleri, savunma mimarilerinde radikal dönüşümleri tetikliyor. ABD ise bu denklemde hem teknoloji sağlayıcı hem de stratejik dengeleyici rolüyle sürecin merkezinde yer alıyor. Son yıllarda yüzlerce kamikaze İHA, roket ve kısa menzilli füzenin aynı anda kullanıldığı “Doygunluk Saldırıları”, klasik hava savunma sistemlerinin maliyet-etkinliğini ciddi şekilde sorgulatmaya başladı. Bu noktada lazer tabanlı savunma sistemleri, özellikle düşük maliyetli tehditlere karşı oyun değiştirici bir çözüm olarak öne çıkıyor. İsrail’in geliştirdiği Iron Beam bu dönüşümün en somut örneklerinden biri. Geleneksel sistemlere kıyasla atış başına maliyeti dramatik biçimde düşük olan bu teknoloji, enerji temelli çalıştığı için mühimmat lojistiği gibi kritik kısıtları da ortadan kaldırıyor. Eğer bölgedeki çatışma dinamikleri bu hızla devam ederse, önümüzdeki 5–10 yıl içinde lazer savunma sistemlerinin hava savunma doktrinlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmesi oldukça yüksek bir olasılık.
Categories:
Article,
ASELSAN,
Command-Conquer,
IRAN,
ISRAIL
18 Nisan 2026
Kontrollü Risk, Mevduat Üstü Performans: TEFAS Fon Değerlendirme Rehberi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









